İnsanları yaşadığı köy, kasaba ve kentlere bağlayan ve ondan vazgeçilmezi yapan nedir? diye bir soru sorsam, eminim birden fazla nedeni sıralayabiliriz.

Yapılan araştırmalara göre kentlerin, kendi kimyalarının yanında, has kokuları olduğu da saptanmıştır. İnsanları yaşadığı yere bağlayan nedenlerden biri de bu kent kokularıdır…

Kentle özdeşleşmiş olan kokular, insan üzerinde etki yaratarak hafızalarında olumlu ya da olumsuz yer edinirler. Yaşanılan yerle özdeşleşen bu kokuları alanlar, yaşadığı yeri terk ettiklerinde hafızalarında kentlerle beraber bu kokuları da taşırlar. Aslında insanın duyduğu özlem, hatıralarında kalan hoş kokularıdır.

Kimi şehirler renk şölenlerinin yanında gül kokar. Tıpkı Isparta gibi… Ya da balık, yosun, deniz, baharat, narenciye, kiraz, parfüm, çam veya Hollanda gibi çimen kokar. Sanayinin geliştiği yerlerde mekanik kokularının yanı sıra, temiz çamaşır veya tarih kokan kentler de vardır… Tarihin kokusu mu olur? Demeyin! Çanakkale'de bu kokuyu alırsınız. Mevzilerde, barut kokusuna sinmiş özlem dolu mektupların kokularını, Malazgirt Ovası'nda ise, nal seslerini içinizde hisseder, ılgıt ılgıt esen rüzgarın her zerresinde, deve dikenlerine karışmış terli atların kokusunu da alırsınız…

Bir açık hava müzesi görünümünde olan Bitlis'in de kendine özgü kokuları vardır. Mesela toprak gibi… Çayır, çimen, dağ, bayır kokusunun yanı sıra, her yağmur sonrası ortam tazelik ve huzur hissettiren toprak kokusuyla kaplanır.

Beyazın hakim olduğu kış aylarında ise bambaşka kokuları alırsınız. Hafif sert, berrak, keskin kar kokusunu nefes alıp verirken hissedersiniz. Güneşe olan özlemin bittiği bahar aylarında; Leylak, Menekşe, Bılbıze, Sümbül, Yarpuz gibi çok özel çiçeklerin yanı sıra, dağlardan şehre inen aromatik kokular içinde, Geven ve Kekik kokularına da ram olursunuz!

Birde mistik kokular vardır… Gül, Reyhan, Ardıç, Biberiye, Safran, Misk, Yasemin, Karanfil, Lavanta gibi kokular genelde; türbe, ziyaretgah ve dini

mekanlarda bulunurlar. En büyük özellikleri ise insan üzerindeki olumsuzlukları gidermeleridir.

Hiç unutmam. Bir gün 15 kişilik bir yerli turist kafilesiyle Bitlis'in ara sokaklarını gezerken, aracımızı 40-50 metre uzağında bıraktığımız Abdülhamit Han'ın gönül Sultanı olan, Şeyh Muhammed Küfrevi türbesine uğradık. Sultanın, 1898 yılında İtalyan Mimar Albertino'ya yaptırmış olduğu türbenin içine girmeden, bahçe kısmından dolanarak geri döndüğümüzde, rahatsızlığı nedeniyle araçtan inmeyen bir hanım gurubumuzdaki kızına şöyle seslendi:

– Kızım! Sizlerden ne güzel kokular geliyor… Ne süründünüz de geldiniz?

Oysa herhangi bir koku sürünmemiştik. Bu, O mistik ortamın kendine has kokusundan başka bir şey değildi…

Yine başka bir gün; Rahova bölgesinde yer alan Anadolu'nun en büyük kervansaraylarından olan El Aman'ı dolaştıktan sonra, üst düzey bir bürokratın eşi bana sordu:

* 'Siz, hiç Arabistan'a gittiniz mi? Medine'den Mekke Şehrine giderken, her iki şehrin arasında kalan bölgede, şimdiki aldığım kokunun aynısını almıştım.'

Bende ona şöyle karşılık verdim:

- 'Doğru söylüyorsunuz! Eski seyyahlar, Bitlis'i Arabistan'a açılan boğaz olarak nitelendirmişlerdir. Hatta bununla ilgili bir bilgi aktarayım.' dedim ve sözlerime devam ettim.

-1880 yılının Ağustos ayında, Bitlisi ziyaret eden papaz ve seyyah Henry Fanshawe Tozer; Bitlis'te kudret helvasına benzeyen bir maddenin ağaç yapraklarının üzerine düştüğünü ve yaprakların suya batırılmasıyla bir içecek elde edildiğinden söz eder. Hayretler içinde kalan Tozer, Bitlis halkının buna şaşırmadığını, kaynağının hava olduğunu ve neticede Arabistan üzerinden gelen bulutların aromatik içeriğinin buna kaynak olduğunu bildirmektedir.

- Sizin Arabistan'da almış olduğunuz kokuyla, şimdi aldığınız koku, birbiriyle örtüşmektedir. Bizler halen 8 veya 10 yılda bir cereyan eden bu iklimsel olaydan, 'Gezo Pekmezi' elde ediyoruz.

Günümüz teknolojisiyle, Kentler üzerinde yapılan interaktif (etkileşimli-değişken) haritalara kent kokularının haritaları da eklenmiş oldu.

Eğer, biz de Bitlis'in bir koku haritasını çıkarmış olursak ortaya farklı bir harita çıkacaktır.

Zeydan Mahallesi'nin ana kokusu; yanı başındaki Sadi Bağı'ndan esen menekşe ve sümbül kokularıdır…

Fars dilinde 'Bakır Dağ' manasına gelen 'Kuh-i-mis' kelimesinin Arapçalaşmış hali olan 'Kömüs' Mahallesinin en özel kokusu; bereketli topraklarında yetişen enfes meyveler ve sebzeler olup, tadı ve kokusuyla eşi menendi olmayan Kömüs Hıyarıdır.

Aveh Mahallesi; üzüm, İşlenmemiş tütün, yonca ve kelem (lahana) kokar.

Sapkor Mahallesi; Dideban Dağı'ndan esen sarı kenger, geven ve kekik kokusuyla kendini belli eder.

Genel olarak anıları peşinden koşturan dut kokusuna karışan kavak, söğüt, ceviz, hezran (alıç), dadığan, gülyaz (kiraz) ağaçlarının kokusu, enfes bir ortam hazırlar.

İlçeleri de buna dahil ederek devam edecek olursak:

Hizan; fındık, bıttım, üzüm, bal.

Tatvan; deniz, soda, yosun, iyot, meşe.

Ahlat; tarih, toprak, kayısı, erik, domates, patates.

Adilcevaz; kavun, ceviz.

Mutki; bal, geven, kenger.

Norşen; karpuz, meşe, yonca, gibi kokularıyla ünlüdür.

Evet, koku meselesi ile ilgili söyleyeceğimiz bunlar. Amacımız, bu naklettiklerimiz az bilinen detaylarıyla, az bilenlerin ya da bilmeyenlerin zihinlerine hoş göndermeler yaparak, farklı, keyifli duyguları oluşturma çabasıdır.

Saygılarımla…